Üyelik Girişi
“BİR ACI KAHVENİN KIRK YIL HATIRI VARDIR”

BİR ACI KAHVENİN KIRK YIL HATIRI VARDIR”

                 

Bize bu sözü söyleten kahvehaneler, çay ve kahvenin serüvenini yaşayarak ortaya çıkmışlardır. 1610 yılında Felemenk tüccarlar tarafından getirilen çay yasaklanırken, 1543 yılında Yemen’den getirilen kahve de Ebu Suud Efendi’nin fetvasıyla Tophane’den denize dökülecektir.

Bu süreç içerisinde Tahtakale’de Hakem ve Şems adlı kişilerce açılan işyeri ilk kahvehane olarak tarihe geçecektir. Ancak burası da Ebu Suud Efendi’nin hışmına uğrayacaktır. Bu zorlu dönemin sonunda 1591’de Bostanzade’nin verdiği fetva, kahvehanelerin açılarak yaygınlaşmasını sağlayacaktır.

Artık, insanların ev, işyeri, cami üçgeni arasında geçen yaşamında, kahvehane dördüncü bir mekan olarak yerini alacaktır.




Osman Nuri Ergin “namaz vakitlerinden evvel camiye gelen ve kapısını kapalı bulanlar, yahut iki namaz arasındaki vaktini geçirmek isteyenlerin bir müddet oturması ve beklemesi için ilk önce her caminin yanında bir yer tahsis edilmiş ve hicretin onuncu asrında, Yemen’den kahve gelince buralarda kahve içilmesi adet haline gelmişti ve ondan dolayıdır ki adına kahvehane denmiştir.”

Cami ve tekkeler insanların manevi dünyasını,  çarşı maddi ihtiyacını, mektepler kültürel alt yapısını, hamamlar temizlik hizmetini verirken, açılan mahalle kahvehaneleri de yeni bir süreç başlatacak, giderek her konuyu tartışan “mahalle meclisleri” benzeri doğal bir yapı ortaya çıkacaktır.

İstanbul merkezinde açılan Semai kahvehaneler ise birer kültür merkezi olarak yerini alacaktır. Halk tarafından “çalgılı kahve” ismi verilen mekanlar, özellikle Tavukpazarı bölgesinde yoğunlaşacaktır. Taşra merkezleriyle etkileşim içerisinde olması nedeniyle saz şairi Gevheri, Bayburtlu Zihni ve Aşık Ömer’in yolunu izlerken, gündelik yaşam ve sorunları da takip ederek yeni bir üslup yaratıyordu.

Süreç içerisinde söz, yerini klarnete, tefe bırakırken, aşık atışmalarının yanı sıra tulumbacı geleneği köçek oynatmak, Beyoğlu’ndan etkilenerek kısa operet parçaları, kanto, koşma ve destanlar, mekanı zenginleştiriyordu. Duvarlar çeşitli resimlerle donatılırken, ülkenin çeşitli yerlerinde toplumu sarsan olaylar, destancılar tarafından basılarak satılıyordu.

 

İktisadi yaşamın merkezi Unkapanı ve Kapalıçarşı etrafında ise “esnaf kahveleri” açılacaktır. Mal üreten, toptan ve perakende satan ve alanlar, iş arayan sanatkarlar buraları doldurmaya başlayacaktır. İş arayanların toplandığı  “ırgat kahveleri” de bu kervana katılacaktır.

Bu kahvehanelere pehlivanlar, balıkçılar, horoz dövüştürenler, köçekler, ortaoyunu seyreden, kanto dinleyen, satranç, dama, domino oynayanlar, diş çektiren müşteriler, sosyal yeni mekanların açılma talebini yaratacaklardı.

Yeniçeri ocağının kapatılması, Semai kahvelerin yanı sıra, “tulumbacı kahvelerinin” ortaya çıkmasına yol açtı. Bunlar mahallenin gözü pek kabadayılarının ismiyle anılan mekanları doğurdu.

Bütün kahvehaneler sosyal, kültürel ve siyasal konularda bir sohbet mekanı olarak yaşamımızda yerini aldı. İnsanlar bu süreç karşısında derin bir etkileşim içerisine girdiler. Sosyal yaşamımızda, gazete ve radyonun yayılmadığı dönemlerde, birer iletişim merkezi ödevini de gördüler. İçecek kültürünün en zengin olarak sunulduğu bir tat merkezi olarak hizmet ettiler.



Bugün sayıları hızla azalan kahvehanelerin, temel nitelikleri korunarak eksiklik ve hataların düzeltilmesi, olumlu yönlerinin geliştirilerek, 500 yıllık sosyal ve kültürel mekanların yaşatılmasının önemli olduğu inancındayız.

                                                                                  Korkut ERKAN

                                                         Koleksiyoncular Derneği Kurucu Başkanı

 

  
687 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam3
Toplam Ziyaret49926
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.87655.9000
Euro6.52106.5471
Hava Durumu